23 Ekim 2012 Salı

21 Ekim 2012 Pazar

diyemedim ya la

yani böyle hayatımda olmamasına rağmen arada girip girip benim sinirlerimi hoplatan insanlar var ya ALLAHIM NASIL SİNİRLİYİM ŞUAN hayır tam olarak çıkmıyolar hayatımdan ya siliyorum her bir tarafımdan yine bi yerden fırtlıyolar gel de delirme. adamı silmişim her yerden yani belli konuşmak istemiyorum dimi hala çıkmış bana edebiyat parçalıyo neymiş BANA PAPATYA ALMIŞ vay arkadaş sanki bağ bağışlamış adam bana sanarsın papatya tarlasının tapusunu üstüme yapmış. yemişim senin papatyanı adam çiçek aldı diye konuşmak zorundayım sanki OLUCAK BU İŞ DAMLA ÇİÇEK ALDIM BEN SANA ERİK TOPLADIM vaaaaayy nedir ya nedir b böyle paçalarınızdan akan ergenlik adam gelmiş 30 yaşına hala bana ergen ergen laf sokmaya çalışıyo neymiş efendim aynaya bi konuş sonra gözünü kapat bi de öyle konuş gözlerin kapalıyken asabi oluyomuşum VAAAYY senin yapacağın tespitin de ağzına sıçayım. hayır adama bin farklı yoldan anlattım olmıcak bu iş arkadaşım anlaşamıyoruz dedim hatta en sonunda arkadaşım ben asabi değilim sana asabiyim bile dedim ama yoooooooook basmıyo ki kafa. adamla kavga ediyoruz BANA GÜLÜYO YA gülüyo bana. sonra ben GÜLME GEBERTİRİM deyince asabi oluyorum psikolojik rahatsız oluyorum neymiş ortamı yumuşatmak istemiş hay ben senin yapacağın tartışmanın akıbetine sıçayım. ruh hastası hayvana bak sen ya nerdeyse beni de inandırıcak hasta olduğuma bakırköye kapattırcak beni it. gereksiz yere parlıyomuşum adam her tartışmada facebooktan engelliyo beni ya FACEBOOKTAN ben senin yaşta değil de başta olan aklına sıçayım

oh allah ya nasıl rahatladım.

18 Ekim 2012 Perşembe

sevgili günlük

merhaba
günlük tutmaya nasıl karar verdim bilmiyorum. aslına bakarsan deftere tutucaktım ben günlüğü. hatta böyle eyfelli pembeli bi defterim de var tam genç kız günlüğü kıvamında. ama yazım iğrenç olduğu için daha ilk cümlemde vazgeçip bir kenara atacağımı adım gibi biliyorum. e hayatım da bilgisayarımla geçtiğine göre bilgisayarda günlük tutmak daha mantıklı geldi. ne kadar zeki olduğumu sen de farketmişsindir. bir gün zekilikten ölürüm diye çok korkuyorum. cidden acaba zekilikten ölen var mıdır. ya da güzellikten. valla bazı zamanlar güzellikten de ölürüm diye çok fazla süslenmemeye çalışıyorum düşün yani. fazlayım evrene. yok lan şaka yaptım. bende o kadar özgüven olsa günlük tutar mıydım sence. günlük tutmak eziklerin işi. içedönüklerin işi. dışa dönük olanlar zaten içlerinde bir şey bırakmıyorlar, pırıl pırıl yapana dek paylaşıyolar içindekileri. ama biz öyle miyiz. milyon tane şey düşünürüz de hiçbirini anlatmayız kimseye. e onlar içerde dura dura küf yapıyo biliyon mu. bir süre sonra ağır geliyo, pis kokmaya başlıyo falan. bu arada değinmeden geçmeyeceğim düzgün yazmaya çalışıyorum ama kimse de bana başlıyor geliyor gidiyor yazdıramaz yani ben öyle fiillerin sonundaki Rden nefret ederim. bence onun yeri orası değil de işte millet kullanıyoR. bak nasıl eğreti duruyo ya. sonunda o olmalı bence o fiiller o ile bitmeli. neyse neyse elbette bununla sürdürmeyeceğim bu yazıyı. sonuçta günlük bu. günümü anlatmalıyım. günüm fiziksel olarak fazla durgun geçmiş olsa da duygusal olarak baya aktif geçti. hormanlarım da tavan yapmış durumda zaten. o duygudan bu duyguya geçiş yapıp durdum gün boyunca. betül sevgilisine bi hediye hazırlıyo, 365 tane kağıda bişeyler yazıyo falan 1. yıl dönümleri ya. düşündüm dedim hayatta kılımı kıpırdatmam. sonra farkettim ki şimdiye kadar hiç kimseye kendimden ödün vermediğim için şuan yalnızım. kimseden de benim için ödün vermesini istemedim. aslına bakarsan çok da masrafsız kızmışım da neyse. bi de planları yazıyo kağıda, şuraya gidelim buraya gidelim diye. fikir istedi benden. düşündüm düşündüm ben kimlerle neler yaptım diye. hiç özel bir yere gitmemişim. hiç tam olarak özel biri olmamış ki aslında. yine bütün hayatımın ne kadar da asosyal geçtiğini farkettim ama bu sefer üzülmedim. çünkü son zamanlarda asosyalliğimle övünüyorum. çünkü benim gibi insan sevmeyen insanlar sosyal olmaya çalışmamalı. sonra herkes nefret dolu ve memnuniyetsiz geziyor. sokaklar suratsız insanları misafir etmek istemez bence. ben de o yüzden çok fazla dışarı çıkmıyorum. aslında asosyal sayılmam lan ben 7 kızla aynı odada kalıyorum nerem asosyal şuna bak. insanlara katlanamayan birinin yurtta kalması da inanılmaz dramatik değil mi ama. her bir hareketleri sinirime dokunuyor. yine bi şekilde şakayla dışarı vuruyorum neyseki yoksa heralde pof diye ortadan ikiye ayrılır kin saçardım her yere. yerlerden nefretimi kazırlardı. neyse ben işte gün içinde hayatıma giren erkekleri falan düşündüm. aslında hiç girmemişler onu farkettim. şöyle bi uğramışlar selam vermişler el kol yapmışlar yani demem o ki ortada üzülcek bişey yok. zaten kafamı nereye çevirsem sevgilisi olan biri. neyse aslında sinirleniyorum falan ama sevgilim olsun istemiyorum ya sevgili ne la. söylenişi bile sıkıcı. ya tamam birini seviyim ama sevgilim olmasın. yasak aşk olsun hatta ben öyle şeyleri seviyorum. kavuşunca bi anlamı kalmıyo ki çok sıkıcı. düşünsene  OHA ŞUAN BUNLARI YAZARKEN Bİ ANDA KURBAN-YALAN DOSTUM ÇALMAYA BAŞLADI. allahım bana bu aralar çok güzel işaretler gönderiyor gerçekten. geçen gün de kadıköyde bunalıma girmişim vapurda cem adrian dinliyorum denize acıklı bakışlar falan fırlatıyorum kafamı bi çevirdim yandaki geminin adı SABRET okkey dedim alllahım aldım ben mesajı. öyle işte daha aslında bi sürü mesaj gönderiyodur ama hayat gailesi içerisinde farkedemiyoruz. ben farkediyorum çok şanslıyım. YALAN DOSTUM AŞK DİYE BİŞEY YOK AŞK DEDİĞİN ÜÇ GÜNLÜK EĞLENCE BİLEMEDİN BEŞ GÜN SÜRSÜN KAPILIP DA SÜRÜNEN ÇOK ay bi de ben bu şarkıyı lisede falan dinlerdim. böyle artiz artiz söyleyip sonra üniversitede AMA BEN ÇOOK AŞIĞIIM AŞIĞIM SANA moduna nasıl geçiş yaptım onu merak ediyorum. işte insan ne oldum dememeli ne olacağım demeli. heh bi de bi konuya daha değinicem. şimdiye kadar sevgilisi olanlardan ya da eski sevgilisi olanlardan gözlemlediğim kadarıyla aşk acısı çekenler hep ilişkisinde taviz verenlerdi. e ben bakıyorum zerre taviz vermemişim ki kimsenin ağzını açmasına izin vermemişim ille benim hissettiklerim ille benim istediklerim BENİM OLACAKSIN O KADAR demişim resmen hahahahaha. e daha ben nereye aşk acısı çektiğimi zannediyorum onu anlamadım. ulan olmayan aşkın acısını çekiyorum bi de yaaa. aklıma sıçayım ben. hep boşluktan anam bunlar hep. bak mesela bugün yalın için aşk acısı çekiyorum. klibini indirdim izleyip izleyip AH ULAN diye iç geçiriyorum. neyse bakayım bugün neler düşündüm neler kurdum kafamda acaba. bi de ben düşünürken hızına yetişemiyorum biliyon mu. zekiyim demiş miydim. heh. şuan kendi kendime de nasıl eğleniyorum ya diyorum benim en iyi arkadaşım yine benim kimse inanmıyo. çok eğleniyoruz ya of bi kafamın içini görse millet nasıl geyikler dönüyo. ay bazen cidden korkuyorum bende şizofrenlik vardır diye ama yok ya yoktur yoktur ben bildiğin zekiyim ve sağlıklı bir türk genciyim.
satırlarıma son verirken kendi kendimin yanaklarını mıncır- ay yok ben mıncırılmaktan nefret ederim- elini sıkıp zekiliği için kendimi tebrik ediyorum gurur duyuyorum BRAVO - ALKIŞLAR- BRAVO HELAL OLSUN ÇOK GÜZEL BRAVO -ALKIŞLAR DEVAM EDER-

13 Ekim 2012 Cumartesi

notepadla sohbetler


kendimle o kadar iyi anlaşıyorum ki insanlara ihtiyaç duymuyorum artık
insanlara tahammül edemiyorum
varlıkları yaz ayında örtülen çok ağır bir yorgan gibi sanki
gereksiz ve rahatsız edici.
nasılsın demek gelmiyor içimden
o kadar umrumda değil ki
iyi olduklarını, kötü olduklarını, akşam nasıl da sinirlendiklerini, sabah nasıl da yorgun uyandıklarını duymak istemiyorum.
beni zerre ilgilendirmiyor.
dert ettikleri şeyler bana o kadar uzak ki
dinlerken kulaklarım kanıyor
yorum yaparken ağzımdan kanlar fışkırıyor
zoraki, gelişgüzel yorumlar yaptığımı bile anlayamayacak kadar salaklar
yorumlarıma değer verecek kadar gerizekalılar
bilmiyolar
hiçbir şey bilmiyorlar
o kadar saçma şeylere sevinip o kadar gereksiz şeylere üzülüyorlar ki
beni sinüzitim bile bu kadar yormamıştır.
yemin ederim sinüzitimin burnuma yaptığı baskıyı tercih ederim onların aşk dedikleri şeyleri anlatmalarına
kendi kendime yaptığım yorumlar kendi sorularıma verdiğim cevaplarım o kadar yetiyor ki bana
onların cevaplarına öylesine ihtiyacım yok ki
asosyal mi derler ne bok derler o da hiç umrumda değil açıkçası
çünkü insanların katlanılamaz varlıklar olduğu tescillenmiştir günümüzde
bi de kalkıp bana saçma salak tespit yapamazsınız.
neyse yine kendi kendime konuşup kendi kendime sinirlenip kendi kendime sakinleştiğime göre bunu yazıp bir de kalıcı olmasını sağladığıma göre
regl sancımın ve hormonlarımın verdiği hörül hörül ağlama duygusunu bastırmaya çalışırken birden bire açılan ahmet kaya şarkısıyla sümüklerimde boğulmaya gidiyorum.
hoşçakal.
kim hoşçakalacaksa artık
notepad mı.
tıh.

31 Ağustos 2012 Cuma

gönlümle başbaşa düşündüm demin

merhaba.
insanları iyi, kötü, işe yaramaz, yalancı diye sınıflandırıyoruz. hatta kendimizi bile bir sınıfa ait hissederek yaşıyoruz. hepimiz insan sarrafıyız. tek bir laftan kim dürüst kim yalancı anlayabiliyoruz. ama aslında öyle değil. aslında hepimiz aynı şey için uğraşıyoruz. tek derdimiz, sevilmek. biraz olsun, azıcık olsun sevilmek. birbirimizden farkımız sevilme isteğini dışa vuruş şeklimiz sadece. ve bu sevilme hissi hep içimizde durmasına rağmen arada sırada tutamayacağımız raddeye geliyor ve dışavurmak için çıldırıyoruz. hepsi bu. ben yine sevilmek için yakamı bağrımı parçaladığım anlardan birindeyim. tabi bu sevilme ihtiyacı diğer bütün sevgilerden ayrılan bir sevilme ihtiyacı "aşk ihtiyacı" kalbimiz o kadar çok buz tutuyor ki bir süre sonra minicik bir ateşe muhtaç kalıyoruz. nerdeyse yoldan geçen birinin yakasına yapışıp AZICIK ISIT KALBİMİ ULAN ALLAHSIZ diyeceğiz. öyle bi çıldırış. bütün hatalarımızı da  bu dönemlerde yapıyoruz işte. sırf o an ihtiyacımız var diye bulduğumuz ilk kişiyi kullanıyoruz. o an o kadar doğru o kadar güzel geliyor ki farkına varamıyoruz. düşünün, susuz kalmışsınız, yana yakıla su arıyorsunuz ve bir yerde kimin olduğu belli olmayan bir şişe su buluyorsunuz. normalde asla o suyu alıp içmezsiniz, çünkü mantık bunu gerektirir. ama o dönemde o kadar susuzsunuz ki tek derdiniz susuzluğunuzu gidermek. kimindir, pis midir temiz midir diye düşünmeden içiveriyorsunuz suyu. sonra, susuzluğunuz geçtikten sonra ben naptım diye düşünüp kendinizden iğreniyorsunuz. böyle. aynen böyle bu durum. bu dönemin sonunda pişmanlık yaşamayan yok. düşünebiliyor musunuz birazcık ilgi için birinin kalbini kırıyorsunuz. koca bir kalbi, çat diye, ortadan ikiye bölüyorsunuz. sırf o an'ı kurtarmak için. hepimiz ne kadar bencil birer yaratığa dönüşüyoruz.
bugün bunları yazmamın sebebi, bu dönemde olduğum halde irademe sahip çıkabiliyor olduğumu farketmem. üstelik ben bu dönemdeyken, bu dönemde olan biri benden sevgi dilenirken, ben de sevilmek için saçımı başımı yolarken hayır dedim. hayır bu geçici. bu hata. deneyim deneyim diyolar ya. biz de eeeh yemişim deneyimini diyoruz her seferinde. deneyim denen şey gerçek. aynı şeyleri tekrar tekrar yaşama korkusu. 
insanlar birini kırmanın ne kadar korkunç bir şey olduğunun farkında değiller. değiliz. nasılsa unutur, nasılsa devam eder hayatına deyip kendi içimizi rahatlatıyoruz, sonra dönüp bizim kalbimizi kırana sövüyoruz. yanlış. kalbe değersiz vazo muamelesi yapmayı kesin artık. kırılırsa nolcak'çılıktan vazgeçin. kırılınca çok şey oluyor çünkü. bir daha düzelmiyor. yazık. 
bana göre bir kalp kırmak insan öldürmek kadar ağır ve affedilemez bir şey.


24 Ağustos 2012 Cuma

hopaşinanay galiba

tatilin tadını sonnuna kadar çıkardığım şu muhteşem günlerde adeta bir tercih noktası görevi gördüğümü söylemeliyim. hem vakıf üniversitesinde burslu okumuş hem de devlet üniversitesine yatay geçiş yapmış biri olduğumdan bu tercih dönemlerinde telefonlarım susmuyor. hah-hah ay gençlere umut ışığı oldum bi yerde. KİMSE BANA İNANMIYORDU AMA BEN BAŞARDIM diye böyle artiz konuşmalar yapasım geliyor ama yazık şimdi çocuklara heyecanlılar diye usul usul anlatıyorum. yatay geçiş için öyle motivasyona efendime söyleyeyim planlı çalışmaya falan değil KIÇINIZI YIRTMAYA HAZIR OLMANIZ GEREK ilk şartı bu. çünkü ben sınavlardan tam not alayım diye kıçım yırtıldı bildiğin cartladım ortadan ikiye. onu bilin sonra bana virvirvirvir şikayetlerle gelmeyin. bir de yatay geçiş yaptığım için inek olarak tabir ediliyorum ama inek olsaydım yatay geçişe gerek kalmaz istediğim üniversiteyi şattadanak kazanırdım dostlarım. demem o ki öss sorularına çalışmak bal kaymak bir işmiş çünkü üniversite derslerinden tam not almak için dediğim gibi bitaraflarınızın yırtılması gerek. ayrıca öyle sevgili yapayım gezeyim tozayım ateşlerde yanayım durumlarına girerseniz de NAH geçersiniz. evden okula okuldan eve arkadaşlar ona göre. yatay geçiş yaptıktan sonra hangi zıkkımı yapmak isterseniz yapın şahsen ben istediğim okula geçer geçmez okulun yaguşuklu bir üyesine gönlümü kaptırmak suretiyle günlerimi gün etmiştim. bu da sonuçta hakedilen bir şey. tabi o geçiş yapmak için yırtılan kıç iyileşiyor mu hayır iyileşmiyor çünkü bu sefer milyontane alttan dersi atıyolar üstüne. bi de devlet üniversitesi ya ekonomisinden tut psikolojisine hukukuna kadar her bir zıkkım dersi veriyolar kıç biraz daha yırtılıyor o kıçtan ümidi kesin yani. BİDAKKA YAAA ben niye burda tavsiye veriyorum onu anlamadım bıkmamışsam demek ki millete anlatmaktan. böyle de eğitim neferi bir yapım var ya. neyse lafı uzatmadan dicem de anasını satıyım laf daha ne kadar uzatılabilir ki zaten. birilerine laf sokup bu konuyu burda kapatmak istiyorum. böyle bazılarınıza erkekler blog tutan kızlardan hoşlanır tarzı duyumlar gelmiş olabilir ama bu demek değildir ki boş boş edebiyat yapabilirsiniz! allahım ermişler gibii felsefik felsefik böyle artiz artiz yazılar yazıyosunuz yakamı bağrımı parçalayasım geliyo. LAFımı soktum ve gönül rahatlığıyla yatıyorum. SİZİ SEVİYORUUM. SENİ DE. ÖPTÜÜÜM

21 Ağustos 2012 Salı

esmerler hovardasi

blogumu açarken ciddi bir şeyler yazarım diye umuyordum, hatta şuan bile hayatımın en ciddi yazısına başlar gibi başladım. noktalama işaretlerine dikkat ediyorum. cümleleri yarıda kesmiyorum. büyük harfle yazmıyorum. çünkü çok ciddiyim. ciddi olduğum anlar çok az o yüzden bu anı kaçırmayayım dedim ama seni lanet olasıca KAÇIRMAYAYIM nedir ya cenaze töreninde konuşma mı yapıyosun AL İŞTE benim ciddiyetim de buraya kadar. yok ayol yapamıyorum. hayır bi de bu huyumun kötü yanı kimse benim dalga geçtiğimi anlamıyor. ben orda geyiğin dibine vurmuşum karşımdaki ciddi konuştuğumu sanıp bi de kendi ciddi ciddi açıklamalar yapmıyor mu çıldır allah çıldır yani. ama en az benim kadar geyik yapan biri de tehlikeli yani düşün sonu yok onun. hiçbir konuda ciddi konuşamıyosun boka sarıyor git gide. o da sıkıntı. ya ama bak şimdi ben çok ciddi, çok önemli konulardan bahsetmek istiyordum. blogu amacına göre kullanmak istiyordum. böyle günlük tutuyolar bloglarda ciddi ciddi hayatlarını anlatıyolar falan ben yapamıyorum üzülüyorum. şöyle bloguma baştan sonra bi bakıyorum tamam hayatımı anlatmışım ama o geyikten bu geyiğe koşarak. ama var ya benim hayatım kadar eğlencelisi de yoktur onu söylemeden geçemeyeceğim. hiç kimsenin yağmurun bile böyle saçmasapan hayatı yoktur. her olayım öyle komik ki artık ciddi ciddi anlatamıyorum yani. düşün hayatımın en romantik günü bile full geyiktir anlatırken gülmekten yarıl yarıl ikiye bölünürsün. gerçi bu biraz da benim bakış açımla ilgili olabilir. belki  ciddi anlatsam. ama yok ya  milletin romantik günleriyle bi karşılaştırsan benimki romantik komedilerin sadece komedi kısmı gibi kalır. bu arada insan misafirlere çay götürmek üzere çay tabaklarını silerken kendiyle hesaplaşıyor. ben bütün hayatımı o anlarda gözden geçiriyorum. onlara çay götürürken tatlı verirken boşları toplarken büyün hayatım gözümün önünden geçiyor. bu mu yani diyo insan ya bu mudur yaşamın sebebi bu mudur ama zaten 1 saat sonra gidince hemen eski haline dönüyosun çok uzun sürmüyor yani. özellikle bana hayatımı gözden geçirmek yasak zaten. ben o yollara sokmuyorum kendimi çünkü olmaz yani çıkamıyorum. gerek de yok zaten neyi gözden geçirceksin. sonuçta bira.fm'de meyhanede'yi dinleyen bir insanım düşün şuan kafalar meyhane kafası yani bende bi de hayatımı gözden geçirsem jiletlerden jilet beğen durumu olur. şuan muhteşem saçmalıyorum yalnız çok güzel ya harika bişey bu bloga ölürüm ben ölür. her yazdığımda mı beni huzura kavuşturur ya since 2008. neyse ÖPÜYORUM CANIM BENİM.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar


  • evet yemek için yaşadığım değil yaşamak için yemek yediğim günlerdeyim yine.yemin ediyom ot kemircem üşengeçlikten kollarımı yicem öyle bıktım.
  • işe giderken yürüdüğüm o yolu yoketmek için çok çaba harcadım çok çakallıklar yaptım ve evet sonunda o yolu yürümenin çaresini buldum artık kıçım kalkmıyor yerden o otobüs koltuğu senin bu otobüs koltuğu benim derken BEŞİKTAŞ KABATAŞ KARAKÖY EMİNÖNÜ SULTANAHMET ÇEMBERLİTAŞ LALELİ.
  • büyük harfle yazınca arınıyorum deşarj oluyorum sonra virvirvir niye böyök hörfle yazıyosoon demeyin diye söylüyorum
  • acaba dışardan bakınca çok dert dinler gibi mi gözüküyorum merak içindeyim. kim görse kolumdan tutup kırk saat dert anlatıyor ama arkadaşlar bu da beyin ben bütün eski sevgililerinizi kaydedemem ki benim kendi eski sevgili kontenjanımı size mi ayırayım. hangi birini kaydedeyim sonra orda burda sizin anılarınızı kendi anım zannedip iki katı üzülüyorum falan olmayan kişileri eski sevgilim zannediyorum böyle sanarsın istanbulun yarısı eski sevgilim bütün kız yurdunun derdini ben mi taşıyayım YETER
  • patronum beni işe alırken boşuna "damla aşk yok çıtır kızsın kıtlarlar allahıma" diye uyarı yapmamış yani adam biliyomuş olacakları biliyomuş yavşak elemanlarının olduğunu adam. HAYIR Bİ DE ÖYLESİNE TATLI ÖYLESİNE GÜLERYÜZLÜ VE HOŞGÖRÜLÜ BİR İNSANIM Kİ en ufak bir iyi niyetim fingirdeme olarak algılanıyor çok üzülüyorum. yok be şaka şaka nemrut piçin tekiyim.
  • beşiktaşın yoluna ölürüm ama karaköy benim her zaman aşkitimdir.
  • bazen işten dönerken diyorum ki yurda gidip napıcam şu kabataşta oturup denize gözlerimi kilitliyeyim daha da kalkmayayım bank olayım kök salayım. ama işte hayat beklemez.
  • bu hafta her gün ortaköye uça uça iniyorum hayırdır inşallah.
  • evet oda arkadaşımla şuan ümit besen dinliyoruz daha fazla yazamayacağım SENİ UNUTMAYA ÖMRÜM YETER Mİ DÖN DESEM TERSİNE DÜNYA DÖNER Mİ GURURUM AŞKIMA ÖYLE DÜŞMAN Kİ GERİ DÖN BENİ SEV DÖN DİYEMEM Kİ. 
DİYOR VE SON VERİYORUM ÇÜNKÜ PLAYLİST BENİ KÖYÜMÜN YAĞMURLARINDA YIKASINLARLA DEVAM EDİCEK. SİZİ SEVİYORUM. SENİ DE. ÖPTÖÖÖÖÖÖÖM

12 Temmuz 2012 Perşembe

selaaaaaaaaaaam sıcak bir temmuz akşamı yurdun koridorundaki koltuklarda oturmuş internete giriyorum. elimde tost var yanında çilekli meyve suyum. en erken 9'da akşam yemeği yiyebiliyorum o da yarım kaşarlı tost zaten. annesinin yaptığı yemekleri beğenmeyenleri allah davlumbaz etsin. şu cehennem sıcağını yaşadığımız birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz günler de neden yalova'da tatil yapmıyorum diye ara ara düşünmüyor değilim tabi ama hemen staj yapıyor olduğum gerçeği aklıma geliyor. evet staj yapıyorum. hani hayal ettiklerimin yüzde doksanını gerçekleştirebildiğimden bahsetmiştim ya. bu staj da bunlardan biriydi. 1. sınıftan BEN ASKERE GİDEECEM der gibi ben kurgucu olaaacam der dururdum. ve bir post prodüksiyon şirketinde staj ayarladım. 2 haftadır gidiyorum. yaaa bi dakka ben niye sevgili günlük diye başlamadım yaaa. bildiğin şuan ortaokuldaki günlüklerim gözümde canlandı. neyse beee okuyun ne var sıkılmışım temmuz temmuz yurt köşelerinde sürünüyorum azcık nazım çekilsin azcık saçmalama payım olsun. NEYSE çok tatlış kurgucularla tanıştım ve türk kültürümüzün nadide(!) dizilerinin kurgusunu izleme aşamasındayım. pazartesi günü nöbetçi yurda geçeceğim. zaten ya staj köşelerinde ya yurt köşelerinde hayata gözlerimi yumacağım. her gün yaklaşık 40 dakika yürüyorum. pilatese gitmeye falan gerek kalmadı yani. TOSTUM BİTTİ. Çilekli meyve suyum hala var. Öpüyorum.