15 Nisan 2013 Pazartesi

ben kendimi nereye gizliyim ya nereye gizliyim ben kendimi yani eğer ben kendi kendimin çocuğu olsaydım kendimi odaya kapatır ağzından kan gelene kadar döverdim sonra da limon yedirirdim o kanlı ağzına SEN NASIL YAPARSIN DAMLA YA kekolukta sınır tanımayan bir insan olma yolunda hızla ilerliyorum beni hep bu EĞİTİM AŞKI mahvetti ders çalışıcam diye yardır allah yardır BEYNİ YAKTIM beynimin mantıklı düşünme lobu sadece dersler için çalışıyor gündelik yaşamımda mantığa yer yok resmen AY SALAĞIM BENİM YA neyse tamam ya çok üstüne gitme sen de şimdi yazık kıza NASIL GİTME YA YAPTIĞI ŞEYE BAK ALLASEN MERAK ETMİŞMİŞ SADECE KONUŞCAKMIŞMIŞ olabilir anı yaşamış o an içinden ne geliyosa onu yapmış YAPMAYACAK
İÇİNDEN BİR ŞEY GELMEYECEK

of yarın sınavım var saatlerdir çalıştığım halde aklıma bir şey girmiyor GİRMEZ TABİ SALAK

iyi geceler

6 Şubat 2013 Çarşamba


"Bu yazıyı okurken lütfen bu şarkıyı dinleyin. çünkü ben yazarken dinliyorum." tarzı başlangıçları önceden çok eleştirirdim ama ben gerçekten şuan bunu yazarken bu şarkıyı dinliyorum, bilin istedim. Müzik hakkında herkes bir şey söylüyo ya hani, müziksiz yaşanmaz, müzik ruhun gıdasıdır falan. yüzdeyüz katılıyorum. hatta yüzdebinbeşyüz katılıyorum. bazen resmen müziğe aç oluyorum, yani o an nerde ne yapıyor olursam olayım bi şekilde müziğe ihtiyaç duyuyorum. ama tabi arkadaşlarının yanında kulaklıkla dolaşan tiplerden de hazetmem orası ayrı. o ne öyle canım millet muhabbet ediyo o orda ben sizi sallamıyorum ayaklarında. hiç sevmem. zaten o şekilde dinlediğin müzikten de zevk alamazmışsın gibi geliyor. ben o durumlarda kendimi sıkarım sıkarım sonra yalnız kaldığım an patlama yaşarım bütün şarkılara hücum ederim. bi de ben sadece kendisinin en iyi müzik zevkine sahip olduğuna inanlara çok kıl oluyorum. adele dinleyince kimse senin boynuna madalya takmıyor. neyi dinlemekten mutlu oluyorsan onu dinlersin. başkaları bu güzel dedi diye değil. mesela sezen aksu'yu sevmeyen yoktur gibi geliyor dimi. var işte. ben sevmiyorum. yani benim bunalımımı yaşama şeklim sezen aksu şarkılarındaki gibi olmuyor ne bileyim. çok sıkılıyorum. başında çok dikkatli olup ortasında başka hülyalara daldığım dersler gibi hissediyorum onun şarkılarında. sıla da öyle mesela. benim ruh durumum sılayı kaldıracak nitelikte değil heralde bilemiyorum. fazla bayık geliyor. ben acıyı o şekilde çekmiyorum. he adele de dinlemiyorum. hele ki lana del rey hiç dinlemiyorum bana bir şey katmıyorlar. mesela Ahmet Kaya'nın sesi benim çektiğim acılarla birebir gibi. yani dinlediğim şey benim birtakım duygularımı harekete geçirmeli, yoksa bir önemi yok gibi. ben mesela istersem çok mutlu olayım, ahmet kaya'nın sesini duyunca hüngür hüngür ağlayasım geliyor. hatta onun anne'li şarkılarında ağlamadığımı hatırlamıyorum. duyduğum an hörüldemeye başlıyorum. Müslüm Baba'nın da sesi öyle mesela. Beni mahvediyor ama hissettiriyor yani. Hayko'yu dinleyince acayip gaza geliyorum mesela benim sinirlerimi alıyor falan. Daha bir sürü örneği var tabi bunun. Mesela şu şarkı kendini 1875 kere dinlettirmiyor mu ya? resmen bıkmazsın hayatım boyunca bi köşede çalsın, kalkıp kapatırsam götümü kessinler. çok seviyorum. öyle işte bu şarkıyı duyunca yazmak istedim. bi de bu şarkıyı dinlerken gözümde şu canlanıyor:

2 Ocak 2013 Çarşamba

Ben Tekim!

merhabaaaaaa aslında bir blogumun olduğunu tamamen unutmuştum ve yazmak aklımın ucundan bile geçmiyordu-ki yazmam gereken bir tez varken oturup blog yazmak da çok duyarlı bir davranış örneği sayılmaz.sonra okuldan arkadaşın biri eğer blog yazarı değilsen çok büyük hata yapıyorsun bence tarzında bir tavsiyede bulununca behehehey ben yılların blog yazarıyım oğlum sen kime tavsiye verdiğini zannediyorsun gibi bir tepki vermek yerine önce oturup evet benim bir blogum var ben neden artık yazmıyorum diye kendimle iç hesaplaşmalara girdim ve ellerim hemen damlalalay.blogspot.com'a gitti. yani şimdi kendi blogum diye söylemiyorum ama böyle ilk bakışta pek bi alımlı pek bi ciciş. giren çok güzel şeyler yazıyorum zanneder ama işte yıllardan beri söylüyorum yazmıyorum kusuyorum ben. neyse neyse işte. sonuçta bir şekilde tekrar blog yazma isteği doğdu içimde. tabii ki bu isteğin alevlenmesinde bitirme tezimin ve finallerimin tarihinin yaklaşmış olmasının hiçbir etkisi yok. hiç olur mu canım. şuan yalovadayım birkaç gün sonra yurda geri döneceğim. ve en çok merak ettiğim şey de odaya gelen yeni kız. twitterdan takip edenler bilir (kimse takip etmiyor özgüvenliymişim gibi gözüksün diye dedim) bizim odaya 1 ay önce sarışın aah pardon çakma sarışın bir kız gelmişti. ilk gördüğümde kıskançlığımdan kendimi yurdun balkonundan aşağı atarım diye çok korkmuştum. böyle uzun boylu, havalı bir kız. üstelik fransızca öğretmenliği okuyormuş. yani benim fransız sempatizanlığımı da düşünürsek kız bildiğin bana ceza olarak gönderilmiş. ŞAKIR ŞAKIR FRANSIZCA KONUŞUYOR YA. neyse kız gelir gelmez böyle bi afralar bi tafralar, uyurken oflamalar poflamalar. kapıyı sert kapatıyorsunuz, poşet sesi çıkarıyosunuz yok efendim dolaplarınızı sert kapatıyorsunuz falan filan virvirvir şikayet etmeye başladı. hatta benim üst komşumla(ranzanın üstü) baya bildiğin ağız dalaşına girdiler. ki benim üst komşum sessizliğin kraliçesidir. ben uyurken kız ne ara ranzanın üstüne çıktı zerre anlamıyorum. neyse efendime söyleyeyim bunlar kavga edince tabi diğer kızlar da bizim kız eski olduğu için onun tarafını tuttular ki haklıydılar. ben de sinir oldum ama gelin görün ki kız bana sinir olmadı. tam tersine kız beni kanka bellemesin mi! "ay sen kültürlüsündür bana film öner ay ben şu filmi şöyle anladım doğru anlamış mıyım" diye diye bi gönlümü fethetme çabalarına girişti. ama tabi ben yer miyim? yemem ama yemiş gibi görünürüm. öyle de pislik sinsi bir yapım var allah kahretsin. hem bizim kızlarla güle oynaya hem bu kıza canımoş cicimoş ben de az kaltak değilim he şimdi farkettim. neyse neyse ben de işte gıcık da olsam insanlara ters davranamıyorum canım (yalanıma kurban) sonra bir gün bu kız kendi fotoğraflarını gösteriyor bana. "ay bak sen perspektiften anlarsın nasıl çekebilmişler mi senceea" diye ağzını yayaa yaya. ben de "hihihi ivit gizil çikmişsn" diye yalan söylicem diye bel fıtığı olurken birden "AY BURDA BENİ AUDREY HEPBURN'A BENZETİYOLAAR" demesin mi!!! ben orda nasıl sinirlen, nasıl kanlar beynime fışkırsın. yani düşünün ki ben audrey hepburn'un köpeği olmuşum bildiğin aşığım kadına bu kalkmış o çakma sarışın o kazulet o koca kıçlı o yayvan ağızlı avam haline bakmadan neler söylüyo. "HIII İVİT" dedim döndüm yatağıma bir daha da kızın yüzüne ne baktım ne güldüm. pislik seni audrey hepburnmuş. kadın mezarında ters döndü be hayvan seni. sonra geçen gün baktım bu yastığını yorganını topladı bi yere götürdü. dedim kız sen napıyosun. dedi yeni odama taşınıyorum. o an allah seni inandırsın (iyice sokak diline bağladım kız) mimiklerimden YUPPİ YOHARAA dediğim anlaşılmasın diye oldum mu sana ajda pekkan. gerim gerim gerildi yüzüm gülmemeyim diye. AA GİDİYOMUSUN TÜH dediğimi hatırlıyorum sonra zaten içimde davullar zurnalar kolbastılar çalındı söylendi (içim de varoşmuş benim ııııy beee)işte gel gelelim odanın prensesi hala benim ben her şeyden daha iyiyim bana hiç kimse yardım edemezzz tekim...ben tekim!

6 Aralık 2012 Perşembe

bişey dicem gel de kollarına al ey vefasızı paylaşmışım blogda hahahahahah nasıl bir ruhsal bunalım geçirdiysem bloga kadar taşırmışım olayı aslında bunu çok önce gördüm ama her seferinde onu ordan kaldırmaya üşeniyorum ya sanki o gönderi bana söylüyo o şarkıyı GEL DE ŞU VİDEOYU KALDIR EY VEFASIIZ

13 Kasım 2012 Salı

zaman geçiyomuşsa demek ki

merhabaaaaaaaaaaaa benim ergen bloguuumm. ben bugün ergenliğime döndüm çünkü hayko yeni albüm çıkardı. hayko=ergenliğim olduğu için film şeridi gibi geçip gitti kekoluklarım. bu arada haykoyu severim ederim ama başıma ne geldiyse de hayko yüzünden gelmiştir. bu da bi gerçek şimdi seviyoruz diye de şey yapmayalım. hayko aracılığıyla ya da hayko yüzünden tanıdığım insanların hiçbirinden hayır gelmedi. ama seviyom keratayı yeeaa. yeni albümü de çok tatlış. yalnız haykonun şarkılarından tatlış diye bahseden de bi ben varımdır. neyse bugün 5 saat boyunca fal baktıktan sonra geçmiş gelecek şimdi birbirine girmiş durumda. kahve falı mı dersin iskambil falı mı dersin. birbirimize duymak istediğimiz şeyleri söyledik durduk. aslında zerre inanmıyorum ama işte başka türlü nasıl insanlara güzel bişey söyletebilirsin ki. o da arkadaş yüreği tabi paso "yükseliceksin, tepelere tırmanıyosun zirveye az kaldı" gibisinden gaz cümleleri kuruyolar. gerçi geçen bi tanesinde 3 çocuk doğurucaksın diye bi yorum da duydum ama duymamazlıktan geldim amaaann dağlara taşlara uçan kuşlara. neyse hani ben hep feminist duygularım kabardığında söylerim ya erkekler ergen doğar ergen yaşar ergen ölür diye. şuan bunun bütün insanlara ait olduğunu söylüyorum. yani mezun oldu olucam hala ergenlikte gibi duygulara kapılıyorum ama neyseki bu durum ayda 1 hafta oluyor erkeklerde de sürekli hahahahaha. bu arada hahahaha derken gerçekten gülmüyorum onu söyleyerek dürüst bir insan olduğumun da altını çizmek istiyorum sonuçta olmayan şeyleri niye gelip burda anlatıyım ayıp şurda kaç yıllık hukukumuz var. bu blog kimleri görmedi ki ah yavrum yazık. bi ara asker sevgilisiyiim diye ağlardım bloga sonra baya bayaaa bayaaaa bir süre martıııı martıı diye ağladım kısa bi süre önce kasslar kaslaar diye bağrınıyodum şimdi de el ense göte parmak durumu hakim hadi bakalım nereye doğru gidiyoruz.

23 Ekim 2012 Salı

21 Ekim 2012 Pazar

diyemedim ya la

yani böyle hayatımda olmamasına rağmen arada girip girip benim sinirlerimi hoplatan insanlar var ya ALLAHIM NASIL SİNİRLİYİM ŞUAN hayır tam olarak çıkmıyolar hayatımdan ya siliyorum her bir tarafımdan yine bi yerden fırtlıyolar gel de delirme. adamı silmişim her yerden yani belli konuşmak istemiyorum dimi hala çıkmış bana edebiyat parçalıyo neymiş BANA PAPATYA ALMIŞ vay arkadaş sanki bağ bağışlamış adam bana sanarsın papatya tarlasının tapusunu üstüme yapmış. yemişim senin papatyanı adam çiçek aldı diye konuşmak zorundayım sanki OLUCAK BU İŞ DAMLA ÇİÇEK ALDIM BEN SANA ERİK TOPLADIM vaaaaayy nedir ya nedir b böyle paçalarınızdan akan ergenlik adam gelmiş 30 yaşına hala bana ergen ergen laf sokmaya çalışıyo neymiş efendim aynaya bi konuş sonra gözünü kapat bi de öyle konuş gözlerin kapalıyken asabi oluyomuşum VAAAYY senin yapacağın tespitin de ağzına sıçayım. hayır adama bin farklı yoldan anlattım olmıcak bu iş arkadaşım anlaşamıyoruz dedim hatta en sonunda arkadaşım ben asabi değilim sana asabiyim bile dedim ama yoooooooook basmıyo ki kafa. adamla kavga ediyoruz BANA GÜLÜYO YA gülüyo bana. sonra ben GÜLME GEBERTİRİM deyince asabi oluyorum psikolojik rahatsız oluyorum neymiş ortamı yumuşatmak istemiş hay ben senin yapacağın tartışmanın akıbetine sıçayım. ruh hastası hayvana bak sen ya nerdeyse beni de inandırıcak hasta olduğuma bakırköye kapattırcak beni it. gereksiz yere parlıyomuşum adam her tartışmada facebooktan engelliyo beni ya FACEBOOKTAN ben senin yaşta değil de başta olan aklına sıçayım

oh allah ya nasıl rahatladım.

18 Ekim 2012 Perşembe

sevgili günlük

merhaba
günlük tutmaya nasıl karar verdim bilmiyorum. aslına bakarsan deftere tutucaktım ben günlüğü. hatta böyle eyfelli pembeli bi defterim de var tam genç kız günlüğü kıvamında. ama yazım iğrenç olduğu için daha ilk cümlemde vazgeçip bir kenara atacağımı adım gibi biliyorum. e hayatım da bilgisayarımla geçtiğine göre bilgisayarda günlük tutmak daha mantıklı geldi. ne kadar zeki olduğumu sen de farketmişsindir. bir gün zekilikten ölürüm diye çok korkuyorum. cidden acaba zekilikten ölen var mıdır. ya da güzellikten. valla bazı zamanlar güzellikten de ölürüm diye çok fazla süslenmemeye çalışıyorum düşün yani. fazlayım evrene. yok lan şaka yaptım. bende o kadar özgüven olsa günlük tutar mıydım sence. günlük tutmak eziklerin işi. içedönüklerin işi. dışa dönük olanlar zaten içlerinde bir şey bırakmıyorlar, pırıl pırıl yapana dek paylaşıyolar içindekileri. ama biz öyle miyiz. milyon tane şey düşünürüz de hiçbirini anlatmayız kimseye. e onlar içerde dura dura küf yapıyo biliyon mu. bir süre sonra ağır geliyo, pis kokmaya başlıyo falan. bu arada değinmeden geçmeyeceğim düzgün yazmaya çalışıyorum ama kimse de bana başlıyor geliyor gidiyor yazdıramaz yani ben öyle fiillerin sonundaki Rden nefret ederim. bence onun yeri orası değil de işte millet kullanıyoR. bak nasıl eğreti duruyo ya. sonunda o olmalı bence o fiiller o ile bitmeli. neyse neyse elbette bununla sürdürmeyeceğim bu yazıyı. sonuçta günlük bu. günümü anlatmalıyım. günüm fiziksel olarak fazla durgun geçmiş olsa da duygusal olarak baya aktif geçti. hormanlarım da tavan yapmış durumda zaten. o duygudan bu duyguya geçiş yapıp durdum gün boyunca. betül sevgilisine bi hediye hazırlıyo, 365 tane kağıda bişeyler yazıyo falan 1. yıl dönümleri ya. düşündüm dedim hayatta kılımı kıpırdatmam. sonra farkettim ki şimdiye kadar hiç kimseye kendimden ödün vermediğim için şuan yalnızım. kimseden de benim için ödün vermesini istemedim. aslına bakarsan çok da masrafsız kızmışım da neyse. bi de planları yazıyo kağıda, şuraya gidelim buraya gidelim diye. fikir istedi benden. düşündüm düşündüm ben kimlerle neler yaptım diye. hiç özel bir yere gitmemişim. hiç tam olarak özel biri olmamış ki aslında. yine bütün hayatımın ne kadar da asosyal geçtiğini farkettim ama bu sefer üzülmedim. çünkü son zamanlarda asosyalliğimle övünüyorum. çünkü benim gibi insan sevmeyen insanlar sosyal olmaya çalışmamalı. sonra herkes nefret dolu ve memnuniyetsiz geziyor. sokaklar suratsız insanları misafir etmek istemez bence. ben de o yüzden çok fazla dışarı çıkmıyorum. aslında asosyal sayılmam lan ben 7 kızla aynı odada kalıyorum nerem asosyal şuna bak. insanlara katlanamayan birinin yurtta kalması da inanılmaz dramatik değil mi ama. her bir hareketleri sinirime dokunuyor. yine bi şekilde şakayla dışarı vuruyorum neyseki yoksa heralde pof diye ortadan ikiye ayrılır kin saçardım her yere. yerlerden nefretimi kazırlardı. neyse ben işte gün içinde hayatıma giren erkekleri falan düşündüm. aslında hiç girmemişler onu farkettim. şöyle bi uğramışlar selam vermişler el kol yapmışlar yani demem o ki ortada üzülcek bişey yok. zaten kafamı nereye çevirsem sevgilisi olan biri. neyse aslında sinirleniyorum falan ama sevgilim olsun istemiyorum ya sevgili ne la. söylenişi bile sıkıcı. ya tamam birini seviyim ama sevgilim olmasın. yasak aşk olsun hatta ben öyle şeyleri seviyorum. kavuşunca bi anlamı kalmıyo ki çok sıkıcı. düşünsene  OHA ŞUAN BUNLARI YAZARKEN Bİ ANDA KURBAN-YALAN DOSTUM ÇALMAYA BAŞLADI. allahım bana bu aralar çok güzel işaretler gönderiyor gerçekten. geçen gün de kadıköyde bunalıma girmişim vapurda cem adrian dinliyorum denize acıklı bakışlar falan fırlatıyorum kafamı bi çevirdim yandaki geminin adı SABRET okkey dedim alllahım aldım ben mesajı. öyle işte daha aslında bi sürü mesaj gönderiyodur ama hayat gailesi içerisinde farkedemiyoruz. ben farkediyorum çok şanslıyım. YALAN DOSTUM AŞK DİYE BİŞEY YOK AŞK DEDİĞİN ÜÇ GÜNLÜK EĞLENCE BİLEMEDİN BEŞ GÜN SÜRSÜN KAPILIP DA SÜRÜNEN ÇOK ay bi de ben bu şarkıyı lisede falan dinlerdim. böyle artiz artiz söyleyip sonra üniversitede AMA BEN ÇOOK AŞIĞIIM AŞIĞIM SANA moduna nasıl geçiş yaptım onu merak ediyorum. işte insan ne oldum dememeli ne olacağım demeli. heh bi de bi konuya daha değinicem. şimdiye kadar sevgilisi olanlardan ya da eski sevgilisi olanlardan gözlemlediğim kadarıyla aşk acısı çekenler hep ilişkisinde taviz verenlerdi. e ben bakıyorum zerre taviz vermemişim ki kimsenin ağzını açmasına izin vermemişim ille benim hissettiklerim ille benim istediklerim BENİM OLACAKSIN O KADAR demişim resmen hahahahaha. e daha ben nereye aşk acısı çektiğimi zannediyorum onu anlamadım. ulan olmayan aşkın acısını çekiyorum bi de yaaa. aklıma sıçayım ben. hep boşluktan anam bunlar hep. bak mesela bugün yalın için aşk acısı çekiyorum. klibini indirdim izleyip izleyip AH ULAN diye iç geçiriyorum. neyse bakayım bugün neler düşündüm neler kurdum kafamda acaba. bi de ben düşünürken hızına yetişemiyorum biliyon mu. zekiyim demiş miydim. heh. şuan kendi kendime de nasıl eğleniyorum ya diyorum benim en iyi arkadaşım yine benim kimse inanmıyo. çok eğleniyoruz ya of bi kafamın içini görse millet nasıl geyikler dönüyo. ay bazen cidden korkuyorum bende şizofrenlik vardır diye ama yok ya yoktur yoktur ben bildiğin zekiyim ve sağlıklı bir türk genciyim.
satırlarıma son verirken kendi kendimin yanaklarını mıncır- ay yok ben mıncırılmaktan nefret ederim- elini sıkıp zekiliği için kendimi tebrik ediyorum gurur duyuyorum BRAVO - ALKIŞLAR- BRAVO HELAL OLSUN ÇOK GÜZEL BRAVO -ALKIŞLAR DEVAM EDER-

13 Ekim 2012 Cumartesi

notepadla sohbetler


kendimle o kadar iyi anlaşıyorum ki insanlara ihtiyaç duymuyorum artık
insanlara tahammül edemiyorum
varlıkları yaz ayında örtülen çok ağır bir yorgan gibi sanki
gereksiz ve rahatsız edici.
nasılsın demek gelmiyor içimden
o kadar umrumda değil ki
iyi olduklarını, kötü olduklarını, akşam nasıl da sinirlendiklerini, sabah nasıl da yorgun uyandıklarını duymak istemiyorum.
beni zerre ilgilendirmiyor.
dert ettikleri şeyler bana o kadar uzak ki
dinlerken kulaklarım kanıyor
yorum yaparken ağzımdan kanlar fışkırıyor
zoraki, gelişgüzel yorumlar yaptığımı bile anlayamayacak kadar salaklar
yorumlarıma değer verecek kadar gerizekalılar
bilmiyolar
hiçbir şey bilmiyorlar
o kadar saçma şeylere sevinip o kadar gereksiz şeylere üzülüyorlar ki
beni sinüzitim bile bu kadar yormamıştır.
yemin ederim sinüzitimin burnuma yaptığı baskıyı tercih ederim onların aşk dedikleri şeyleri anlatmalarına
kendi kendime yaptığım yorumlar kendi sorularıma verdiğim cevaplarım o kadar yetiyor ki bana
onların cevaplarına öylesine ihtiyacım yok ki
asosyal mi derler ne bok derler o da hiç umrumda değil açıkçası
çünkü insanların katlanılamaz varlıklar olduğu tescillenmiştir günümüzde
bi de kalkıp bana saçma salak tespit yapamazsınız.
neyse yine kendi kendime konuşup kendi kendime sinirlenip kendi kendime sakinleştiğime göre bunu yazıp bir de kalıcı olmasını sağladığıma göre
regl sancımın ve hormonlarımın verdiği hörül hörül ağlama duygusunu bastırmaya çalışırken birden bire açılan ahmet kaya şarkısıyla sümüklerimde boğulmaya gidiyorum.
hoşçakal.
kim hoşçakalacaksa artık
notepad mı.
tıh.