13 Haziran 2016 Pazartesi

Merhaba benim yalnız ve mutsuz blogum. Geçenlerde yine aklıma düştün. Açıp eski yazılarımı okudum durdum. Ben yeniden günlük tutmaya karar verdim. Biliyorum bu sana ihanet gibi ama merak etme 5. sayfa yazımın çirkinliğinden fenalık geçirip bıraktım kalemi kağıdı. yine döndüm klavyeye. Benim işim, mesleğim klavye ile biliyosun. Bunca zamandır klavyeyle içimi döküyorum ama son zamanlarda niyeyse içimi dökmedim. İçim boş olduğundandır diycem ama benim içimin boş olduğu görülmüş şey mi?
Neyse gelelim sana anlatacaklarıma. Ben bu blogu 2009'da açtım. Ve o zamanlar bu blogun temel konusu tek bir kişiydi. Belki beni o zamanlarda okuyan birileri hatırlar. Hep bir aşk acısı vardı, hep aşık olduğum birini anlatıyordum. Zaten onunla ilgili anlatacak bir şeyim kalmadığında da blogtan yavaş yavaş uzaklaşmıştım. İşte o anlattığım kişi geçenlerde evlendi. Baya baya dünya evine girdi yani. Bu bana nasıl hissettirdi diye sorarsan. Sorma. Ya da sor sor. Bunun bir gün olacağını hep biliyordum ama gerçekleşince gerçek dünyaya iniş yapmış gibi hissettirdi. Üzülmedim mi? Tabii ki üzüldüm. Ama evlenmiş olmasına değil, genel bir üzüntü hali. Zaten onu hatırladığımda hiçbir zaman olumlu duygular hissedemedim yıllardır. Neyse tabii ki bu bende büyük bir depresyon ya da bunalım yaratmadı. Çünkü bunalım yaratacak başka sebepler buldum kendime. Ben ne çok seviyorum dimi bunalım yaşamayı.O anlattığım kişiden sonra pek kendimi kaptırdığım kimse olmadı, ta ki 4 yıl öncesine kadar. Şimdi 4 yıllık ilişkim var desem, düşüp bayılırsın dimi canım blogum. Öyle bir şey yok tabii ki. Ama 4 yıl öncesinde yine bir bakışta vuruldum ben. Biliyosun benim ilk bakışta vurulmalarım vardır. Bir kere vuruldum, bütün blogumun ana konusu oldu. Bir daha da ilk görüştü hislenmediğim kimseyle bir şey yaşayamadım. Neyse bu ikinci vurulmam da baya şiddetli oldu. Ama tabiii ki ben imkansız aşklar için yaratıldığım için bu kişiyle de aramda hiçbir şey olmadı. Staja başladığım ilk gün gördüm ve vuruldum. Ama tabii ki o beni görmedi. Nedense ben beni görmeyenlere vuruluyorum hep. Görünmez olmak gibi bir tutkum mu var acaba. Neyse o beni görmedi, sonrasında 1 yıl sonra yine aynı yerde çalıştım, yine görmedi. Ama böyle benim uzaktan uzaktan iç çekmelerim devam etti. Sonra geçen yıl, biz tanıştık. Böyle konuştuğuma bile inanamayacak kadar sevinmiştim. Görüşmeye de başladık. Ama bir şey eksikti. Beni görüyordu ama tam bana bakmıyo gibiydi. Yine aynı vaka diyceksiniz biliyorum, işte gel zaman git zaman olmadıi uyuşmadık, bir şeyler eksikti. Dedim ki damla dur orda. Kendini kaptırmadan dur bu sefer. Daha önce neler oldu gördün, bari şimdi yapma dedim kendime ve durdum. Artık hiçbir şey yapmamaya karar verdim. O da yapmadı tabii ki. Beni şaşırtanı görmedim henüz. yaklaşık 6 - 7 bu konu kapandı benim açımdan. Sonra bi gün facebookta online olduğunu gördüm. Ve yazmak istedim. Yazdım. Bana londraya yerleşeceğini söyledi. Üzüldüm tabi, götür beni gittiğin yere dedim bi anda. Sonra birden bire her şeyi konuşmaya başladık. Meğer o da bana ilgi duyuyormuş da mış mış da mış mış. İşte o benden ışık görmemiş ben ondan. Olmadı kısacası. Ama ben bırakır mıyım? Beni azıcık tanıdıysan blog, ben bırakır mıyım bu işin peşini? Bırakmadım. bir kere duygu yakalayınca neden bırakayım? Hoş bırakmamam bir şeye yaradı mı hayır. Sadece içimdeki hisleri kendi kendime büyüttüğümle kaldım. Kalktı mersine gitti. Şuan hala orada. Londraya gitmek için gün sayıyo. Ben de vazgeçmeye çalışıyorum tüm gücümle. Çünkü vazgeçmek için gelmişim ya dünyaya. Kimi sevsem vazgeçmem gerekiyor. Hep aynı şeyle sınanıyorum. Dün de yine vazgeçtim dedim. Bir daha asla yazmıycam, zaten o da bana yazmıyor gidicek de zaten dedim. vazgeçtim. 1 saat sonra seviyom ya valla yazdım adama. tutarsızlıkta da birinciyim. yine yeniden ilk itirafı ben yapmış gibi oldum. ama canım benim o kadar geyiksever ki sanki bunu da ciddiye almadı gibi hissediyorum. ben de seni seviyom dedi bana. ama öylesine söylendiğine de yemin edebilirim. maksat bi karşılık olsun diye. işte böyle sevgili blog. bıraktığımdan beri bir arpa boyu yol gidememişim dimi. yine yeniden olmayacak olanın peşindeyim.
hani çok bilmiş bi adam bana demişti ya son söz olarak, "hayatın yeni yollarını keşfetmelisin" diye.
hayatın yeni yolları da çıkmaza sürüklendi. benim için yeni yol yok artık. olsun. napalım. alıştık artık koymaz.
hoşçakal benim yalnız ve mutsuz blogum. umarım tekrar görüşürüz.

16 Aralık 2015 Çarşamba

Merhabaaaaaaaaaaaaaaa,
ben ayda bir buraya gelip artık düzenli olarak yazı yazıcam diyip gidiyorum ve tabii ki düzenli olarak yazmıyorum. Resmen vaatler verip terk eden sevgili gibiyim. Eskiden bu blogumu takip eden arkadaşlarım ara ara bana artık neden yazmıyorsun diye soruyolar. Onlara da diyorum, o zamanlar tabiiki gençliğin ve üniversitenin de etkisiyle hayatım daha hareketli geçiyordu. 18 yaşındaki üniversiteli bir kızın anlatacağı çok fazla şey olur yani takdir edersiniz ki. E şimdilerde 25 yaşında bir kadınım ve hayatımda o kadar çok değişiklik ya da olay olmuyor. Çok sık ruh hali değişikliği de yaşamıyorum tabi eskisi gibi. Yaşlandım azizim. Yanaklara mendil olan bloguma neyden bahsedeyim bilemiyorum yani artık. İşte Üsküdar'a taşınalı neredeyse 1 yıl oldu. Metin yazarlığı yapalı neredeyse 2 yıl oldu. Onun  dışında sözdür, nişandır efendime söyliyeyim evlenme teklifidir falan böyle anlatılcak olaylar da yaşamıyorum. He tabi bunu yakınmak için söylemiyorum tabi. Öyle bir isteğim de yok. Evet, düşüncelerimde değişim demeyelim de sağlamlaşma var gibi. Yani daha önceden emin olmadığım konular hakkında şimdi çok daha emin konuşabiliyorum. Mesela evlilik de bu konulardan biri. Hiçbir şekilde evliliği düşünmüyorum. Birliktelikler yaşanır, yaşanmaz, gelir, geçer. Şimdilik kimseyi kalıcı olarak hayatıma alma taraftarı değilim. Ama tabiii ki hayatımızın ne yönde gideceğine karar verirken çok fazla söz sahibi de olamıyoruz. Gelecek planları tıkır tıkır işleyen varsa da helal olsun. Ben şöyle yapıcam, şu şu olucak ve hayatım şu şekilde ilerleyecek diye yaptığım planların hepsini çöpe atmış durumdayım. Çünkü hayat öyle bir şey değil. Bir anda hiç beklemediğin bir noktaya sürükleyebiliyor insanı. Ay neyse çok ciddi konulara girdim, bu blogu okuyan biliyodur ben geyik bir insanım. Gelemiyorum ayol öyle kasıntı ciddi konulara. Kısaca evlenmiyom işte. Hadi hepinizi öpüyorum.

8 Eylül 2015 Salı

Merhaba benim ıssız blogum,
metin yazarlığına başladığımdan beri gün içerisinde o kadar çok yazı yazmam gerekiyor ki tutup blog yazısı yazmaya mecalim kalmıyor. ama dün öyle otururken buraya giresim geldi. ya dedim neden dedim ben dedim buraya dedim yazı yazmıyorum dedim. sonra yapılacaklar listesine her gün buraya bir yazı eklenecek diye not iliştirdim. yazmayı seviyorum evet bunu iş olarak yapmayı da çok seviyorum ama kendi kafama göre sallamasyon ciddiyetsiz yazmayı da özlüyorum yani. hayatında neler oluyor dersen, ki bence deme çünkü bu sorunun bir cevabı yok. yani metin yazarlığını meslek olarak bellemiş olmaktan başka kayda değer bir gelişme yok. hayatıma girip çıkan birileri oluyor elbette ama sorun zaten çıkıyor olmaları. ne zamanki biri çıkmamaya ya da ben onu çıkarmamaya karar veririm o zaman soluğu burda alıp sana ayrıntılı ayrıntılı anlatırım sevgili blog. freelance çalışıyorum ve vaktimin büyük bir kısmı- tamam tamam vaktimin tamamı evde geçiyor. bundan kesinlikle ama kesinlikle şikayetçi değilim. bunu duyan herkes sürekli vik vik vik sıkılmıyo musun şöyle böyle diye tavsiye vermeye kalkıyolar da ben her zaman evcil biriydim ve her zaman da evcil biri olmaya devam edicem. yani ben böyle güzel güzel otururken kalkıp sen tavsiye verdin diye "aaa doğru söylüyor hadi hayatımı tamamen değiştireyim" demem heralde. salak mısınız. zaten insanlar üstüne vafize olmayan şeylere yorum yapmamayı bir öğrenebilseler ne güzel olucak. geçenlerde benimle yaşıt olan kuzenim evlendi. ve tabiiki tüm oklar benim üzerime çevrildi. ne zaman evleniceksin sorularından içime fenalık geldi. her yer ruh hastası kaynıyor ya ben gidip birine asla ne zaman evleniceksin demem çünkü hayatında neler olup bittiğini bilmiyorumdur. sen ne biliyosun benim sevgilim var mı, istiyor muyum, öyle bir planım var mı. bilemezsin. ay neyse bak yine sakin sakin başladığım yazının sonunda sinirlenmeye başladım. kendi kendimi sinirlendirdim resmen. neyse sevgili canım blogum bundan sonra buralardayım. ayağınızı denk alın.

24 Mart 2015 Salı

Benim yalnız blogum

evet. merhaba benim yalnız blogum. yazıyı böyle açmak istedim çünkü seni bir kenarda unuttuğum için sık sık kendime sinirleniyordum. bugün yepyeni bir görünüş kazandın. çok tatlısın maşallah. beni sorarsan hayatımın en kötü zamanlarını geçiriyorum diyebilirim. son üç yıldır düşüşe geçmişti ha düzeldi ha düzelicek derken daha da düşmeye devam etti. her zaman güçlü bir insan oldum. ya da öyle olduğuma inandım. hiçbir zaman antidepresanlara ihtiyacım kalmaz diyodum. bi mezdeke açar havamı bulurum. ama yok. olmayınca olmuyomuş. öyle hayata artizlenip sen mi büyüksün ben mi diye havalara gitmemek gerekiyomuş. tokat yedim çünkü. gerçekten tokatın acısını da yanağımda hissettim. ama olsun diyorum. OLSUN. tabi ben demiyorum lustral söyletiyo da olabilir. antidepresanın 25. günündeyim. şuan hala kafama taktığım çok şey var ama delirip duvara kafa atma isteğim yok. tuhaf bir sakinlik içindeyim. çünkü delirmenin de bir faydası olmadığını gördüm. bakalım yine de bir şekilde umudum var. ben de düzlüğe çıkarım elbet. düşününce ne buhranlar atlattım. sen şahitsin blog. neyse sana geri döndüğümü haber vermek için geldim. belki eskiden olduğu gibi yine sana yazmak ruhuma iyi gelir.

8 Nisan 2014 Salı

Merhabaaaaa.
buraya en son temmuzda yazmışım. sık sık yazmayı düşündüm ama bu blogdaki kişi olmaktan bir adım bile uzağa gidemediğim gerçeğiyle yüzleşmekten çok korkuyodum.
gerçekten hala aynı kişiyim. takıntılı, melankolik. ama bir dakika. tam da öyle değil aslında. bütün burdaki ruh halimi 10'la çarparsam daha iyi anlatmış olurum.
öncelikle gerçek bir ruh hastalığa yakalandığımı söylemek isterim. normalde sarhoş olup da sarhoşluğunu kabul etmeyenler gibi psikolojik sorunlu olanlar da bunu asla kabul etmezler. ama ben o kadar uzun süredir rahatsızım ki kabullenmeye başladım sanırım. ruh hastalığım mezun olduktan sonra ağırlaşmaya başladı. mezun oldum. arka arkaya iş değiştirdim ve hiçbirinde uzun süre kalamadım. ve yaklaşık iki aydır işsizim.
hayatım boyunca yaşamak istediğim bir semtte yaşıyorum aslında ama kapının önüne çıkacak kadar bile takatim yok. bırak kapının önüne çıkmayı salonda bile oturamıyorum.
4 tane ev arkadaşım var ama ruh sağlığım insanlarla içiçe olmama müsaade etmiyor. hava almak için dışarı çıktığım zaman koştura koştura eve geri dönüyorum. çünkü sudan çıkmış balık gibi nefessiz kalıyorum. insanlar. bu ruh hastalığı beni insan düşmanı yaptı. keşke diyorum keşke şehirde tek başına kalmış bir insan olsam. bak mesela bunları yazarken ev arkadaşım yanıma gelip "adliyede daktilo sınavı varmış, git ona gir yaz kızım olursun" dedi. dudaklarım güldü iç sesim gerizekalı diye haykırdı. bugün bir diğer ev arkadaşım da "ya nasıl dışarı çıkmadan duruyosun, duvarlar üstüne üstüne gelmiyor mu?" dedi. hayır dedim duvarlar olduğu gibi durup kimsenin işine karışmadıkları için seviyorum onları zaten. bilmiyorum. gelecekten umutsuzum artık. umut kelimesi bile anlamını yitirdi. bugün bi haber okudum kıvanç tatlıtuğ hiçbir şeyin onu mutlu etmediğini, tükenmişlik sendromuna tutulduğunu söylemiş. acaba ben de mi tükendim. beni hiçbir şey memnun etmiyor bu ara. heves desen zerresi yok. sanki mecburiyetten yaşıyor gibiyim. hatta gibisi fazla.
buraya eskiden beri hep ruh sağlığımla ilgili şeyler yazdım. seneler sonra gelip çok iyi durumda olduğumu yazmak isterdim aslında ama hiçbir şey plana uygun ilerlemedi. ruh hastalığımı 10'la çarptım. umutsuz vaka oldum.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

İYİLEŞİYORUM

MERHABAAAAAAAAAAAAAAAAAAA
seni çok özledim blog. sana düzenli olarak yazmayı çok özledim. hayatımda üst üste değişiklikler oldu ama hiçbirini buraya yazamadım. çünkü yeni evime internet bağlatamadım! öylesine tembel ev arkadaşlarım var ki ben el atmadığım sürece kıllarını kıpırdatmıyorlar. ben de inat ettim internet olayını ben halletmeyeceğim diye. bakalım kim kazanacak. şuan nereden yazıyor olduğuma gelince; yalovadayım. hem de iş günü iş günü. işe gireli bir ay olmuştu, evime işime alışmıştım. hatta erken kalkmaya bile! sonra bir pazartesi günü karnım felaket ağrımaya başladı. ben de pazar günü duş aldıktan sonra çocuğun biriyle iskelede yerde sele serpe oturduğum için midemi üşüttüğümü düşündüm. ama mide ağrısından ölüyordum. pazartesi gecesi gram uyuyamadım yatakta mevlana gibi dönmekten. dolayısıyla salı günü işe de gidemedim. işe gitmeyi bırak yataktan bile çıkamıyordum. iki büklüm şekilde yatağımda hörül hörül ağlıyordum. midemi üşüttüm diye sıcak su torbasıyla akraba oldum, içmediğim sıvı kalmadı. ev arkadaşıma çorba yaptırttım.kıvrandım, dört döndüm geçmedi. en son annemi arayıp zırlamaya başladım. ANNE BEN DAYANAMAYOROOM diye. aslında ağlamayacaktım, sonuçta annem yanımda değil endişelenir falan. bunu düşünemeyecek kadar hayvan değilim. ama acıdan sesim titriyor olsa gerek annem damla ağlıyor musun dediği an hörüldemeye başladım. annem kalk git doktora dedikten sonra yatakta kıvranıyorken ışık hızıyla haberi alan babam arayıp azarı çekti. salak mısaann niye boşuna kıvranıyosoon hastaneye gitsenee şakaya gelmeez diye. neyse ikna oldum ama ne hastanesi. hastaneye gidecek güç bende yok ki. neyse sonra evin ordaki sağlık ocağını akıl ettim. evde de kimse yok, kendimi yerden sürükleye sürükleye gittim sağlık ocağına. ordaki doktor elini karnıma soktu soktu sonra "sana mide ilacı yazıyorum, ağrın devam ederse gece bile olsa acile git" dedi. yaaaani çok yardımcı oldun kıçımın doktoru diyemediğim için hala üzülüyorum. neyse gittim aldım ilaçları içtim hemen. şurup murup. bir saat geçti üç saat geçti bende hiç değişiklik yok dedim bari gideyim sıcak sıcak duş alayım belki geçer. zekaya bak. duş aldım. sonra kendime yine sıcak su torbası hazırladım. koydum karnımın üstüne. yok ağrıda hafiflemeyi bırak iyice azdı kudurdu. iyice yerleri tırmalamaya başladım ağrıdan. sonra annem telefonda dedi ki "damla elini sağ karnına bastır aniden çek ağrıyorsa apandisit olabilir" denedim. cidden felaket ağrıyo ama anneme de diyemiyorum. yok anne yeeaa değildir bence diyorum ama nasıl götüm atıyo korkudan. sonra annem şüphelenmiş olcak ki bak "patlarsa zehirlenirsin" cümlesini kurdu. tabi benim kafada senaryolar başladı. çok gencim yeni mezun oldum tanrıaam diye. ağlaya ağlaya gittim kızların yanına bana ambulans çağırın duramıyom dedim. neyse çağırdık. geç de geldi körolasıcalar. ağlaya ağlaya bindim. sonra acildeki doktor tarafından bir güzel azar yedim. niye bi karın ağrısı için ambulans çağırıyomuşum. PARAM YOK VE ŞİŞLİ ETFALE KADAR YÜRÜYEMEZDİM SENİ KAHROLASI AŞAĞILIK PİSLİK diyemediğim için hala üzülüyorum. neyse sonra birtakım doktorlar ellerini karnıma soktular. sonra ultrasona girdim. oradaki hain doktor da ultrason aletini karnıma soktu allah soktu. çığlık çığlığa bir muayene.

ay tam hararetle yazarken bi dondurma arası veriyim dedim akıl makıl uçtu hikayeyi anlatçak kelime kalmadı ya. neyse işte sonra serum merum verdi bunlar doktor geldi dedi ki apandisitin patlamak üzere, ameliyatla almalıyız. tabi ben korkudan üçbuçuk atıyorum. yooook dedim ben yalovada gitmek istiyorum orda olmak istiyorum dedim. bu sırada da eniştemin kardeşi yanımda beni ikna etmeye çalışıyo bak bu saatte otobüs yoktur sabahı bekleyemezsin gidemeyiz diye. ben diyorum yok sabah ilk vapurla giderim falan neyse babam arayıp dedi ki hastaneye yatışını yapsınlar biz yola çıktık geliyoruz. saat 3. ben az da olsa rahatlamışım annemler geliyo diye. dedim ki annemler gelmeden ben ameliyata girmem. zaten serumu da yeni takmışlar. dedim heralde saat beşte falan girerim hesap ediyorum annemler de gelmiş olurlar falan diye. sonra doktor geldi elinde önlük. soyunuyosun bunu giyiyosun ojelerini de çıkar dedi. bende hala jeton düşmedi zannediyorum ki hazırlığa erkenden başladı. ne de pimpirikli doktor ayol diyorum kendi kendime. sonra akıl edip sordum ne zaman gircem ameliya dedim. ŞİMDİ dedi. allaaaaahh ben ağlasam mı yatağı mı tırmalasam serumu kolumdan söküp koştur koştur eve mi gitsem diye düşünürken ev arkadaşım soymaya başladı bile beni. ay bi de ameliyat önlüğünün arkası açık. yani giydiğin zaman göt komple ortada. sinirim bozuldu dedim ben donumu çıkarmam. doktor dedi ki tamam o kalsın. rahatladım mahatladım ama ameliyatta olacaklardan haberim yok tabi. neyse bindim sedyeye götürdüler kuzu kuzu. anam yok babam yok hayatımda ilk defa ameliyat olcam ama bi şok hali geldi öyle boş boş bakıyorum etrafa. neyse sonra anestezi uzmanı geldi  HADİ İYİ GECELEEER dedi bastı narkozu sonra ben leyla tabi. ameliyattan sonra uyandığımda farkettiğim ilk şey DONUM YOK DONUMU ÇIKARMIŞ ŞEREFSİZLER oldu. sonra üşüdüm üstümü örtün dedim. annem babam da yanımda tabi. sonra BEN YAN DÖNMEK İSTİYORUM YAN DÖNEMİYOMUYUM diye haykırmışım baya bi süre. ama annem gayet bilinçliydin narkozdan çabuk çıktın dedi.
işte şimdi de dikişli bir vaziyette evde yatmaktayım. gönlümce uyuyamıyorum sağa sola dönemiyorum çünkü sırt üstü yatmaktan sırtım çürüdü. öksürüğümü hapşırığımı tutmak zorundayım VE EN KORKUNCU kahkaha atamıyorum. her kahkaha atışımda neşter sokuyolar gibi acıyo. AMA İYİLEŞİYORUM YA İYİLEŞİYORUM.kehkehkeh

24 Mayıs 2013 Cuma

15 ekim 2012'de yazmışım


selam
nasılsın biyaaaaaççç. sen bakma böyle neşeli girdiğime. aslında aşırı melankoliğim de breaking bad izledim o yüzden ağzıma takıldı. yine neye melankoli yaptın diceksin ama bende yeni bişey yok hacı. dün ne güzel her şeyi kafamda oturtmuş her şeyi biyere bağlamayı başarmıştım ama işte benim kafam da dolabım gibi. topluyorum ertesi günü eski haline dönüyor işte. bunun mantıklı bir açıklaması yok. bugün oje sürerken kulaklık takmıştım müzik dinleyerek yapayım da canım sıkılmasın diye. birden bire sen allahın işine bak cem adrian çalmaya başladı. hem de "bana ne yaptın". ya ben bu şarkıyı her dinlediğimde ama her dinlediğimde kafayı yiyorum. içimde bir yerlere çok fena dokunuyo. her kelimesi her noktası her virgülü beni anlatıyo gibi sanki. yani bilmiyorum ya. kötü oldu. hiç iyi olmadı yani. bakar mısın 3 yıl oldu ya 3 yıl. içimde çok fazla kelime var bu zamana kadar çok fazla kelime cümle çıkardım ortaya ama yok biriktikçe birikiyo bitiremiyorum ki. yerine ulaşıp ulaşmadığından emin değilim çünkü. bi ulaşsa bi bilsemki duyuluyorum. o zaman rahatlamaya başlıcam ama yok. boşuna konuşuyomuşum gibi. yani şimdi yazmaya kalksam geceler yetmez. öyle acayip şeyler. çok üzülmüşüm ya hala üzülüyorum yani. hala üzülebilir mi insan. hala. hala. Bilmemkaç ay sonra hala. adı hala geçebilir mi bi insanın anlamıyorum. ortada bir şey de yok. yok öyle biri yok resmen. benim bildiğim tanıdığım insanla o aynı kişi değilmiş ki. ben şimdi olmayan birine nasıl ulaşıcam. nasıl duyurcam sesimi. bilmiyorum ya. kafamda öyle bi yere koymuşum ki yerini değiştiremiyorum boyum yetmiyor. boyu yeten biri de çıkıp gelmiyo ki. alsın kaldırsın onu ordan. öyle duruyo orda isterse 13 yıl geçsin yine durucak orda biliyorum. ne sebepler buldum, ne çözümler ürettim, ne sorular cevapladım bi bilsen. kaç kere çözdüm ben bu problemi. ama her arkamı döndüğümde bi şekilde yine silindi cevaplar. hiç çözmemişim gibi bakakalıyorum her seferinde. nasıl yapıcam nasıl çözülcek bu diye buhranlar geçiyorum her her seferinde. yine çözülücek biliyorum. yarın uyandığımda pırıl pırıl olucam. ehhh yemişim martısını dicem biliyorum. adım gibi biliyorum. ama gece yine uyurken ah ulan dicem yine iç çekicem onu da biliyorum. internete girdiğimde yine aratıcam ismini biliyorum. geçen de profilinde bi video açtım.  arkadan sesi geliyo. o kısık fısıldar gibi konuşması................. duyduğum an. yani o hissi nasıl anlatırım bilmiyorum. iyi bir anlatıcı değilim ki romancı değilim ki o hissi nasıl anlatıyım. böyle mesela dondurma alırsın mutlu olursun ya deli gibi mutlu tam o anda lap yere düşer dondurman. yıkılırsın mutluluğun yere düştü çünkü. biraz önce elindeydi. öyle bi duygu. mutlu oldum sesini duyduğuma o kadar çok olmuş ki duymayalı çünkü. bi keresinde 1buçukyıl oluyo sanırım. otobüse binmiştim. az kişi vardı otobüste. bu da binmişti yanında bi arkadaşı vardı arkamda oturuyodu. çantamdan kulaklığımı çıkardım. çıkarırken de göz ucuyla baktım şöyle tabi. sonra tam şarkı açıcam. konuşmaya başladı. basamadım tuşa. kulaklık kulağımda öyle kaldım. sanki onun sesi kulaklığımdan geliyo gibiydi. öyle salak bi gülümsemeyle dinledim sesini. inene dek dinledim. ya bilmiyorum yine bunları hatırladığım için kendime kızmalı mıyım bilmiyorum. ama yeterince kızdım kendime ders almıyorum ki. bak sırf onu düşünmiyim de kendimi başkalarını düşünmeye sevk ettim. bi ara başardım hatta. zerre aklıma gelmiyodu. ama diğerine şarkılar uymuyodu ki. ah şu şarkıların da ağzına sıçayım. hepsi mi uyar hepsi mi onu anlatır hepsi mi beni anlatır ya. of ne biliyim. bazen geri dönmesini çok istiyorum çok istiyorum bi kere göreyim istiyorum. bazen de yok diyorum tekrar tekrar acımasın tekrar tekrar kanamasın diyorum. bilmiyorum ki. bak şu yazıda kimbilir kaç kere bilmiyorum dedim. bilmiyorum çünkü hiçbir şey bilmiyorum. noldu ne bitti her şey ne ara oldu ne ara 3 yıl geçti. biz ne ara tanıştık ne ara bu kadar yabancılaştık bilmiyorum. sanki hala o uzaktan kestiğim tatlı çocukmuş gibi geliyo bazen. hiç tanışmamışız da ben öyle uzaktan iç geçiriyomuşum gibi. hiç unutmuyorum bi keresinde hazırlıktayken bahçede oturmuş müzik dinliyodum. sonra bu geldi çimlere oturdu. bağdaş kurdu. kitabını çıkardı okumaya başladı. öyle seyrettim onu. hatta fotoğrafını çektim hala durur o fotoğraf. yani sanırım silmemişsem. sonra kalktı giderken bana el salladı gülümsedi. allahım dedim ya allahım dünya ne kadar güzel bi yer. hayat ne kadar mükemmel böyle dedim. gökyüzüne umutlu umutlu baktım salak salak güldüm bütün gün. ama an denen şey o kadar kısa ki. mesela ben o anda zaman dursun isterdim dursun herkes sussun o anda yaşayayım sonsuza kadar. tekrar tekrar baştan baştan. daha o kadar çok anı var ki takılıp kalmak istediğim. şuan dinlediğim şarkının sözlerini yazmak istiyorum. İYİYİM DİYORUM SORAN OLURSA KİMSELER BİLMESİN EVİMDE AĞLADIĞIMI ARKANDAN HERGÜN KALKTIM YATAKTAN BİR DUAYLA BU DEFA DURUCAM SAPASAĞLAM AYAKTA HAVA AÇIK VE HER ŞEY NORMAL
neyse işte. öyle. vaziyet böyle. şuan son vermezsem daha bisürü şey yazıcam bak sümüklerim akmaya başladı valla çekemem. o yüzden yeter.
hadi gittim.

2 Mayıs 2013 Perşembe

mamını mamını maykrofon şov

merhabaaaa bugün iç dünyam oldukça hareketli, bedenim oldukça yorgun, beynim oldukça solgun bir biçimde alese çalışıyorum. ruh halim de oldukça bebito bugün!
hatta dün odada kızlarla kutu kutu pense oynadık. ve bu söyledim şeyde gerçekten ciddiyim. bazen enerjiyi nereye harcayacağını şaşırıyor insan. bir gün içinde dondurma baklava helva yerse olacağı o.
neyse aslında benim yazma amacım ne ales ne de ruh durumum. imkanlar imkansız, faydalar faydasız durumumdan bahsetmek istiyorum.
bu sene mezun oluyorum! tabi bunun gerçekleşebilmesi için öncelikle bir mezuniyet projesi vermem gerekiyor. ilk dönem tez yazdım ve AA aldım ancak bu dönem kısa film çekmek zorundayım. aslında bu durumu gözümde çok büyütmüyordum çünkü yani yapamayacağım şey değil gözüyle bakıyordum. senaryosunu yazdım, hocadan onayımı aldım, sonra du bakıyım hazır boşken bi çekiverem dedim. sonra baktım kafamda çektiğimle asıl çektiğimin zerre alakası yok. çünkü neden? çünkü tek başıma çektim!!!!
ışıkçı da beniiim sesçi de beniim yönetmen de beniim kameraman da benim. oyuncunun da ben olduğu projelerim olmuştu ancak bunda oyuncu neyseki ben değildim. dolayısıyla yetersiz bir iş oldu. sonra yeniden çekmek planları yaparken, başka başka arkadaşlarımın projeleri kulağıma gelmeye başladı, kimisi ünlü oyuncularla çalışacakmış, ev kiralayacakmış falan feşmekan. bunları duyunca tabi aldı beni bi telaş. bende niye yok dedim. sonra çaktım köfteyi. HERKES ŞANSLI DOĞMUYOR. arkadaş çevresi bakımından da oldukça şanssız durumdayım. zaten okuduğum okulun teknik imkanları imkansız, faydaları da faydasız. dolayısıyla öğrencileri de bu bakımdan yetersiz oluyor. gidip onlara bana yardım et diyemem adamların kendilerine hayrı yok. e eski okulumdakilerin teknik bilgileri benden sonra aldı yürüdü onlara danışayım desem. sadece teknik bilgileri değil bir tarafları da yer çekimine meydan okumaya başlamış. bir de ben yapı gereği kimseye muhtaç olmak istemeyen, kimseden yardım istemeyen bir insanım. hani ne alırım ne veririm bana bulaşmayın kafasındayım ama bir yerden sonra mecbur kalıyorsun. e eve çıkıcam, bu durumda çıkıp ev mi bakayım, iş mi bakayım, yüksek lisansa mı hazırlanayım yoksa lisansı mı bitirmeye uğraşayım diye bin parçaya bölündüm. ama hiçbirinde de bir arpa boyu yol gidemiyorum. hepsine yetişeyim derken hiçbirine yetişemiyorum. düşün ki bir tripodum bile yok. TRİPODSUZ FİLM ÇEKİLİR Mİ ben çektim oldu. zamanında tripodsuz filmden 90 almışlığım vardır ayık olunsun......neyse ama bu projenin ciddi bir proje olmasını istiyorum çünkü hem yüksek lisansta referans olucak hem de festivallere yollanabilecek bir iş çıkarmak istiyorum. bakalım tek kişilik ekiple nasıl bişey çekeceğim. şunu da söylemeden edemeyeceğim ki, napalım yönetmen abimiz yok......... kehkehkehkeh :)

29 Nisan 2013 Pazartesi

yoksa gururlu bir kişiyim inan ki


eveeeeet önümde ales sayısal yetenek kitabı duruyor, xler yler dansediyor ilgimi çekmek için ama gözümü ucuyla bile bakmıyorum onlara. çünkü düşündüğüm başka şeyler var. yok yok aslında asıl sebebi sözel beyinli olmam tabii ki. yıllardır zerre anlamıyorum. tamam kendime haksızlık etmeyeyim zerre anlıyorum ama daha ileri götüremiyorum. aleste de tek derdim 5 net çıkarabilmek. neyse daha fazla ales hakkında konuşmak istemiyorum, kusasım geliyor artık!

siz hiç başkasının gözünde nasıl olduğunuzu merak ettiniz mi? ya da başkasının gözündeki sizden nefret ettiniz mi?
ben ettim.
bence insanlar tek bir ben'den oluşmuyorlar. yani, arkadaşlarının gözünde, annesinin gözünde, babasının gözünde, komşunun gözünde...böyle böyle binbir parçaya bölünüyoruz ama hangisi gerçek ben'i oluşturuyor bilmeden yaşıyoruz. ya da her biri toplanıp bir kişi ediyor mu..
her insan gibi ben de kendime yediremediğim, mantığımla çeliştiğim şeyler yapıyorum. yaptım. şuanki duygum tamamen kendimden nefret etmek. ama asıl kendimden değil, birisinin gözündeki kendimden. ve korkuyorum belki de o kişinin gözündeki ben gerçek bendir. eğer öyleyse kendimi hiç affetmem.
kendi gözümdeki ben ile gerçek ben bile aynı kişi olmayabilirken ben kendimden nasıl emin olacağım?
ama kimseden beklenemen şeyi kendim yapmalıyım. kendi kendimle empati kurmalıyım. böyle yaptığımda yavaş yavaş yatıştığımı hissediyorum.
onun gözündeki beni anlayabiliyorum. ama benim gözümdeki onun da beni anlaması gerekirdi. demekki benim gözümdeki o ile gerçek o aynı kişi değil. offfffffff... bütün bunlar fazla karmaşık değil mi?
neden sorgusuz sualsiz yaşayamıyoruz? neden birtakım cevaplara ulaşmadan rahata eremiyoruz.. zaten her şey yeterince sıkıcıyken neden her şeyi daha da sıkıcı hale getiriyoruz.

eksik yönlerimin farkındayım ve bunun için kendimden asla nefret etmeyeceğim. yaptığım şeyler için de asla pişman olmayacağım.
geçerli bir sebebim olmasaydı yapmazdım. sadece kendimle ilgili duyguları sarsacak şeyleri yanlış kişi için yapmış olmak üzüyor beni. bu sebepten ne doğru kişileri harcamışım diye düşünmek yoruyor. ama üzüntü de yorgunluk da geçer. uyurum uyanırım geçer. belki sonra yine başlar ama yine geçer. geçmesi lazım.

biraz karışık yazdım ama kafamdaki düşünceleri düzenlemem için yazmaya ihtiyacım vardı.

şimdi biraz ağlar, biraz müzik dinler, biraz da leyla ile mecnun izler kendime gelirim.

hoşçakalın.